Bir anket sorusu: "Haftada kaç gün spor yapıyorsun?"
Geçen hafta bir gün yürüyüşe çıktın. Ondan önceki hafta hiç. Ama genelde iki gün yaptığını düşünüyorsun, en azından yapmaya niyetlisin. Cevap olarak "2-3 gün" seçeneğini işaretliyorsun.
Yalan söylemedin. Ama tam olarak doğruyu da söylemedin.
Bunu yapan tek kişi sen değilsin. Araştırmacılar bu durumu çok iyi tanıyor ve ona bir isim vermiş. Bu yazıda ankette verdiğimiz cevapla gerçek davranışımız arasındaki farkın nereden geldiğini ve araştırmacıların bununla nasıl başa çıktığını anlatıyoruz.
Neden olduğumuzdan iyi görünmek istiyoruz?
İnsanlar başkalarının gözünde olumlu görünmeyi önemser. Bu, karşısında biri olmasa bile devam eden bir eğilim.
Araştırmada buna sosyal beğenirlik yanlılığı deniyor. Kişinin, toplumca daha kabul gören ya da daha olumlu karşılanan cevabı verme eğilimi. Sağlıklı beslendiğini, düzenli spor yaptığını, kitap okuduğunu, tasarruflu davrandığını söylemek kolay. Tersini söylemek biraz daha zor.
İlginç olan şu: Bu eğilim anket anonim olduğunda bile tamamen ortadan kalkmıyor. Çünkü mesele yalnızca başkasının ne düşüneceği değil. İnsan kendi gözünde de belirli bir resme uymak istiyor. Ankete verilen cevap, biraz da "olmak istediğim kişi" hakkında bir beyan oluyor.
Hangi sorularda daha çok oluyor?
Her soruda aynı ölçüde görülmüyor. Bazı konular bu eğilime daha açık.
Sağlık alışkanlıkları. Spor, beslenme, uyku düzeni. Bunlar genellikle olduğundan biraz daha iyi raporlanıyor.
Para ve harcama. Ne kadar biriktirdiğin, ne kadar plansız harcadığın, borcun olup olmadığı. Mahrem sayılan konular olduğu için cevaplar daha temkinli veriliyor.
Çevre ve toplumsal duyarlılık. Geri dönüşüm yapıp yapmadığın, çevre dostu ürünleri tercih edip etmediğin, bağış yapıp yapmadığın. Olumlu karşılanan davranışlar ankette sahada olduğundan daha yaygın görünebiliyor.
Medya ve içerik tüketimi. Ne kadar televizyon izlediğin, telefonda ne kadar vakit geçirdiğin, ne tür içerikler okuduğun. Burada eğilim genellikle "daha az" ve "daha nitelikli" yönünde.
Bu konuların ortak noktası belli: Hepsinde toplumun "iyi" kabul ettiği bir cevap var. O cevap ne kadar belirginse, ona doğru kayma ihtimali de o kadar artıyor.
Her fark bilerek yapılmıyor
Ankette verilen cevapla gerçek davranış arasındaki farkın tamamı iyi görünme isteğinden gelmiyor. Önemli bir kısmı hafızadan kaynaklanıyor.
"Son bir ayda kaç kez dışarıda yemek yedin?" sorusuna doğru cevap vermek sandığından zor. Bir ay boyunca yaptığın şeyleri tek tek hatırlamıyorsun. Bunun yerine bir tahmin yapıyorsun ve o tahmin genellikle "normal bir haftan" üzerine kurulu. Oysa normal bir hafta, aslında yaşadığın haftaların ortalaması olmayabiliyor.
Bir başka etki de zamanla ilgili. Çok yakın zamanda yaptığın bir şey, aslında olduğundan daha sık yapıyormuşsun gibi hissettirebiliyor. Uzun zaman önce yaptığın bir şey ise daha yakın tarihli gibi görünebiliyor.
Yani ankette "yanlış" bir cevap vermek için niyet gerekmiyor. İnsan hafızası zaten kesin ölçüm yapmak için tasarlanmamış.
Araştırmacılar bununla nasıl başa çıkıyor?
Bu sorunun varlığı bilindiği için, iyi tasarlanmış araştırmalar onu baştan hesaba katıyor.
Soruyu yargısız sormak. "Spor yapıyor musun?" yerine "Son yedi günde hangi günler spor yaptın?" demek, cevaplayanın bir standarda göre kendini değerlendirmesini zorlaştırıyor. Somut bir zaman aralığı ve somut bir davranış, genel bir sorudan daha gerçekçi cevap alıyor.
Kabul edilebilir bir zemin açmak. "Birçok kişi zaman bulamadığı için düzenli spor yapamıyor" gibi bir giriş, olumsuz cevabı vermeyi kolaylaştırıyor. Kişi tersini söylediğinde kendini yalnız hissetmiyor.
Kısa zaman aralığı seçmek. "Son bir yılda" yerine "dün" ya da "geçen hafta" diye sormak, hafızaya dayalı tahmini azaltıyor.
Söyleneni gözlenenle karşılaştırmak. Mümkün olduğunda insanların ne söylediği, ne yaptığına dair başka bir veriyle yan yana konuyor. Satın alma kayıtları ya da saha gözlemleri, ankette söylenenin gerçek davranışa ne kadar yakın olduğunu görmeyi sağlıyor.
Bu yöntemlerin hiçbiri farkı tamamen ortadan kaldırmıyor. Ama ne kadar büyük olduğunu görmeyi ve sonuçları buna göre yorumlamayı mümkün kılıyor.
Peki ne değişir?
Belki de soruyu tersten sormak gerekiyor: Bir ankette olduğundan biraz iyi görünmenin ne zararı var?
Tek bir cevabın zararı yok. Ama binlerce cevap aynı yöne kaydığında ortaya çıkan tablo gerçeği yansıtmıyor. İnsanların ne kadar sağlıklı beslendiğini, ne kadar tasarruf ettiğini ya da çevre dostu ürünleri ne kadar tercih ettiğini olduğundan yüksek gösteren bir veri, bu konularda alınacak kararları da yanlış bir zemine oturtuyor.
Bir marka, insanların söylediği tercihe göre ürün geliştirip rafta karşılığını bulamayabiliyor. Bu yüzden araştırmada en değerli cevap, en iyi görünen cevap değil, en gerçek olan cevap.
Doğru cevap yok, gerçek cevap var
Bir ankette yanlış cevap diye bir şey yok. Haftada hiç spor yapmamak, tasarruf edememek ya da sağlıklı beslenmemek bir sınav notu değil. Sadece bir bilgi.
Araştırmanın aradığı şey de bu bilginin kendisi. Kimseyi yargılamak için değil, insanların gerçekte nasıl yaşadığını anlamak için soruluyor.
Bir dahaki sefere bir ankette kendini olduğundan biraz farklı bir cevaba yönelirken bulursan, o cevabın kimin için verildiğini düşünmek yeterli. Anketi hazırlayan seni tanımıyor. Seni değerlendirmiyor. Sadece gerçekte ne olduğunu öğrenmek istiyor.
Gravis'te yaşam alışkanlıkları, satın alma kararları ve marka tercihleri üzerine yürütülen araştırmalara katılarak kendi görüşünü paylaşabilir, ayırdığın zaman karşılığında GCoin kazanabilirsin.



